
Gökgerdan - Numero 6
Note de la redaction
Sevgili dostlar, Sıcak bir sahlepi eldivenli avuçlarımızla sararken rüzgar çatılarımızın kapısına vuruyor. Karların yükünü taşımak ağaçların dallarına ve çiçeklerin boyunlarına ağır geliyor. Bizler de yükümüzü olduğu gibi kabul edip onu taşımaya razı gelecek miyiz? Toprağın kalbinde ve evlerimizin köşesinde ateş kaynamaya devam ediyor. Her şey bedelleriyle ve kazanımlarıyla birlikte geliyor. Bahar ve kıyamet gelip çattığında, tohumlar çatladığında ve amel defterleri açıldığında bizler neleri inşa etmiş olmayı istiyorsak şimdi bu kış vakti ona kar gibi temizce niyet ediyoruz. Cemil Meriç dergiler için “Bir neslin vasiyetnamesidir.” der. Henüz yaşarken umut eder ve yine yaşarken dile getirebiliriz. Dergiler ve harf harf dizilmiş bütün söylemler, daha güzel olacağına inandığımız bir geleceğe açık mektuplardır. Şimdi vakit kış, bizler geleceği bir bahar olarak addediyoruz. Güzel bir söz de böyledir İlahi öğüdüyle çiçeklenip açacak güzel tohumları, toprağa kıyamet kopmadan elimizde kalan son fidanlarmış gibi dikmeyi seçiyoruz. Bu sayımızda da sizleri bir gül bahçesinde, karşılıklı ipek minderlerde hasbihal etmeye davet ediyoruz. Daha doğrusu, bunu umuyoruz. İnsan umduğundan ibaret değil midir?
Gökgerdan - Issue 6 Summary
automatedSummarySubtitleGökgerdan dergisinin 6. sayısı, kış mevsiminin getirdiği içsel muhasebeyi edebiyat, felsefe ve güncel toplumsal meseleler üzerinden derinlikli bir yaklaşımla ele alıyor. Genel yayın yönetmenliğini, editörlüğünü ve grafik tasarımını Semanur Tufan’ın üstlendiği bu sayıda, insan ruhunun mevsimsel döngüleri ve modern dünyanın getirdiği yabancılaşma temaları ön plana çıkıyor. Derginin açılışında yer alan takdim yazısı, Mandelbrot kümesi ve fraktaller üzerinden insan hayatının sonsuz döngüsünü ve anlatının biricikliğini irdeliyor. Şiir cephesinde Havvagül Topal’ın "İzler", Yusuf Önder’in "Duvar", Semanur Tufan’ın "Özdilekçe" ve Ali Ulvi Kurucu’nun "Rûhum Sana Âşık" eserleri, kelimelerin gücüyle varoluşsal sorgulamaları estetik bir düzleme taşıyor. Gezi yazısı kategorisinde Vahide Nur Kurt, Vietnam’ın Hoi An şehrindeki tapınakları, yerel lezzetleri ve meşhur yumurtalı kahve kültürünü kişisel bir teslimiyet penceresinden aktarıyor. Ertuğrul Can, "Söğüt Ağacı" adlı öyküsünde babasının kaybıyla yüzleşen genç bir ayakkabı boyacısının sorumluluk bilincini ve korkularını yenme mücadelesini dramatik bir dille işliyor. Düşünce yazılarında ise Esmanur Çakır, "Hakikate Gölge Düşüren Maske" başlıklı makalesinde riyâ kavramını Yunus Emre, Mevlânâ ve Gazâlî referanslarıyla inceleyerek modern insanın sosyal medyadaki yapay kimlik arayışını sorguluyor. Elif Can Tunçer, "Medyatik Sürgün" çalışmasında dijital dünyanın zamanı nasıl imha ettiğini ve insanı kendi hakikatinden nasıl kopardığını analiz ederken, Merve Nur Baykal "Yapay Zeka Hekim Olabilir Mi?" sorusu etrafında tıp etiğini, klinik tecrübeyi ve hasta mahremiyetini tartışmaya açıyor. Kültür-sanat sayfalarında ise Kathryn Stockett’in romanından uyarlanan "Duyguların Rengi" filmi ve Klinik Psikolog Esra Oras’ın "Takılı Kalan Zihin" kitabı incelenerek okura zengin bir entelektüel perspektif sunuluyor.
highlightsTitle
- ✦Vahide Nur Kurt'un kaleminden Vietnam'ın büyülü şehri Hoi An ve yerel kahve kültürü
- ✦Ertuğrul Can'ın 'Söğüt Ağacı' öyküsünde sorumluluk, korku ve aile bağlarının gücü
- ✦Esmanur Çakır'ın 'Hakikate Gölge Düşüren Maske' yazısında riyâ, ihlâs ve samimiyet sorgulaması
- ✦Merve Nur Baykal'ın merceğinden tıp dünyasında yapay zekanın sınırları ve hekimlik etiği
- ✦Elif Can Tunçer'in 'Medyatik Sürgün' makalesinde modern çağın zaman hırsızı sosyal medya analizi




